24 Ocak 2016 Pazar

Türkler Yürek Meydanında Gönül Kongresi Yapıyorlar

Türkler Yürek Meydanında Gönül Kongresi Yapıyorlar


Asilden vekillere, işsizden patronlara, sinmişlere, korkaklara, gaflet ve delalet içine düşmüşlere 12 Eylül 1980 genel darbesine, 12 Eylül 2012 kişisel darbeye karşı dünyada ve ülkemizde belki de bir ilk olan kitapla MUHTIRA veriyorum. 
12 Eylül 2012 tarihinde bana kişisel darbe yapan sermaye bankası dolayısıyla iş vermeyen diğer sermaye ve küresel işbirlikçi sermaye ile finans karakollarına kitapla ilk kurşunu ben sıkıyorum.. 
İşten çıkarıldıktan sonra kendime dedim ki bu beni işten çıkaran banka ve sahipleri kimmiş bir araştırayım, sicillerine bakayım. İyi ki bakmışım. Asrın davası ve Türkiye Cumhuriyetinin sermaye belasından kurtulmasının önünü açacak bilgilere ulaştım. İşten çıkarıldığım ilk günde benim davam asrın davası olacak demiştim. Demek ki Allah söyletmiş... 
Adamın kolunu bacağını keserler tahditlerinin salvoları karşısında sinmeden, direnerek ve dik durarak üç yılda yazdım. 
Bankada çalıştığımda kuklalarla uğraşmak zorunda kaldım, yılmadım, şikayet etmedim ve bankamı terk etmedim. Mücadeleden kaçmamak içindi. Şimdi kuklalar artık benim muhatabım olmayıp, bir asil kan Türk’e yakışır vaziyette kuklaların suflörleri ile hesaplaşacağım. 
İngiltere gibi sicili bozuk bir ülkede 1920’li yıllarda kurulmuş ve Serv anlaşması haritalarını hazırlayan kuruluşlara 2009 yılında üye olanlara Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili hangi yetki ile bilgi aktardığını soruyorum. Vatanımızın bölünüp parçalanmaya çalışıldığı bir ortamda bunu hangi amaç için yaptığınızı yüce Türk adaletine bugün olmasa bile bir gün mutlaka hesabını vereceksiniz. Hiç kimse sormasa bile ben soracağım. Siz kimi işten çıkarıyorsunuz? 
Parayla ilgisi olmayan dünyada tek banka. Kimsenin cebine el uzatmayan, cebinize el uzatanın da elini kıracağınız yöntemlerin şifrelerini sunan tek banka. 
Ve diyorum ki ben neden üç yıldır hayatımın en verimli olduğu döneminde işsiz evde oturmak zorunda kalıyorum, neden ben haksız ve sebepsiz yere işten çıkarılmışken bankaları koruyan kurumların gözünü ve kulağını kapatmalarına sessiz kalıyorum? 
İşçisini, esnafını, ev hanımını, çocuğu olanı, olmayanı, sanayicisini, perakendecisini, okurunu, yazarını herkesi bu davete ve duyarlılığa çağırıyorum. 
Amacım para kazanmak, şöhret değildir. Zulmü hak ettiği şekilde tarihin diyalektiğine yazmak ve zulme karşı çıkmak adına emsal örnek olmaktır. 
Korkaklar ölüdür benim için. 
Zulme karşı peygamberimiz en büyük insan Hazreti Muhammed, Osmanlı sonrası dağıtılan topraklarımıza sahip çıkmak için mücadeleye girişen Mustafa Kemal’de tekti. Sonrasını tarihin diyalektiği yazıyor. Yüreğimle, cesaretimle, aklımın yettiği ve belgelerimle çıktım bu yola... 
MÜCADELE türünde zulme karşı çıkmanın dik duran şiirlerini yazdım... 
Gelecek hepimizin olmasını istiyorsak geleceğimize bugünden sahip çıkmalıyız. Çıkmak istemeyenle zaten bir işimiz yoktur. 
İlginiz ve destekleriniz için sonsuz saygılar sunuyorum...

Önder Karaçay


http://edebiyatdefteri.com/yazioku.asp?id=150107

TÜRK MİLLİ EKONOMİSİNİ YENİDEN KURACAĞIZ...// Önder KARAÇAY

http://edebiyatdefteri.com/yazioku.asp?id=150156

13 Ocak 2016 Çarşamba

BİR GEMİ DAHA KALKTI ANADOLU'DAN // Önder KARAÇAY

BİR GEMİ DAHA KALKTI ANADOLU'DAN // 

"Bir gemi kalkmıştı biz zamanlar, 
O gemi Bandırma gemisiydi... 
Bandırma Anadolu’dur. 

O gemi şimdi biraz su almıştır. 
Yalnız su aldıranın da, 
Su neden alıyor diyenin de, 
Aynı olduğu bir çağda, 
Bir gemi daha kalkacaktır. 

Yeri ve zamanını bir yaratanın, 
Bir de Türklerin bildiği yerden..." 

Değerli dostlar, vatanseverler ve Büyük Türk Milleti 19 Mayıs 2015 tarihinde içime düşen bir ilhamla yukarıda ki şiiri yazdım. Şiiri yazdığımda aslında geminin ne olduğunu biliyordum. Bunu kime? Nasıl anlatacağımı bilemiyordum. Bu bir ilahi sırdı. 
Hangi şiir ilahi bir sır değil ki! 
O gemi MOBBING BANK kitabıydı... 
Randevusuna biraz geç kaldı. 12 Eylül 2015 tarihinde çıkacaktı. 
1000 yıllık hesaplaşmanın cevabını verecektim. 
En uzun gece 21 Aralık 2015 tarihinde çıktı... 
Başka sırlarda var kitapta. Hepsini anlatmaya gerek yok. Satmak için bir abartı değil. 
Vatanım ve Türk Milletinin geleceği için bu şarttı. Biri bunu yapmalıydı ve Allah bir sır ile bunu bana nasip etti. 
Bu kadarı yeter sanırım. Benim iki başucu kitabım var; 
1- Kur'an-ı Kerim, 
2- Nutuk, 
Sizlerin üç olmalı... Ülke sizin, gelecek yine sizin elinizde. 
O zaman haydi 2.Kurtuluşumuz olacak ekonomik savaşı kazanıp milli ekonomiyi yeniden kurmak ve tesis etmek için MÜCADELE başlasın artık... 
Nutuk'tan sonra yazılmış en önemli kitap olma iddiası şuradan kaynaklanıyor. 
Nutuk bir mücadelenin sonucu yazılmış SÖYLEV olup, Mobbıng Bank yeni bir mücadeleyi başlatacak sırlarla dolu ve ilahi görevi yerine getirmiş olmanın mutluluğu ile yazdığım bir kitaptır. 
Türkler dünyaya insanlığın huzurunu ve mutluluğunu korumak için Allah tarafından yaratılmış bir millettir. Bu sebeple bize asker bir millet denir. Bu sebeple biz Mustafa Kemal'in askeriyiz deriz kendimize... 
BİR GEMİ DAHA KALKTI ANADOLU'DAN!.... 
Önder KARAÇAY 
http://www.edebiyatdefteri.com/yazioku.asp?id=149719daha az

7 Ocak 2016 Perşembe

Din, Sermaye, Tüccarları ve İnsan / Önder Karaçay


Dinin tüccarı Halife ise sermayesi insandı, ticaretin ve sermaye biriktiren patronlarında sermayesi insandı... İnsana; kurumlarında en iyi kar merkezi olduğu için "İNSAN KAYNAKLARI" demelerinin sebebi bundandı... Oysa insan değerdi, değerini bilmesi gereken de insandı... Bilmedi...
Saygıyla her zaman andığım Aziz Nesin'in bir sözünü burada hatırlamamak ona saygısızlık olur.
"Dünyadaki en karlı ticaret din ticaretidir. Sermayesi yalan, müşterisi cahildir."
Din ticaretiyle rekabete giren sermaye biriktirenler son yıllarda atağa kalkarak küresel abileriyle ve siyaset ile kol kola girerek insanı birde bu kanaldan sermayeye dönüştürdüler. / Önder Karaçay

Akbank müşteri hizmetleri komik işletme Müşteriyi fişliyorlar... Dayatmayla satış, rezalet budur işte...

Akbank Genel Müdürü ODTÜ'den Kovuldu!

6 Ocak 2016 Çarşamba

Kurum Kültürü / Önder Karaçay



                Kültür insana dair bir kavram olmakla birlikte farklı anlamlarda da kullanılır. Kültürlü insan gibi kurumlarında bir kültürü olur. Bu kültür bir günde oluşmaz. Zamana, emeğe, birikime, sürdürülebilir niyete göre oluşur.  Öyleyse kültürü zaman içerisinde tarihe mal olabilecek bir mana ve önem sistemidir şeklinde tarif edebiliriz.
                Türk Dil Kurumu da kültürü; Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü” diye tarif eder.
                Sosyolojik açıdan baktığımızda bu tarifler çerçevesinde kültür bizi saran, kültüre sahip çıkan büyüklerimizden öğrendiğimiz toplumsal bir mirastır.
                Kültür iki ayrı süreç işleyerek oluşur;
·         Birinci süreçte insan pasif olduğu için alıcı durumdadır, insan bir coğrafyada yaşar, bu yöntemle beslenme ve barınma ihtiyaçlarını giderir. Doğa insan ilişkisi, ihtiyaçları karşılamak için bilgi, dil, davranış, üretim ve tüketim kültürü üretmek birinci aşamada karşımıza çıkar.
·         İkinci aşamada insan alıcı konumdan çıkar ve üretime başlayarak yaşadığı çevreye aktif ve etkin bir şekilde katılır. Bu süreç günümüzde teknolojinin insanı dışlamasıyla insan elinden insanı dışlayan bir kültüre dönüşmüş, tekelci kazanmak zihniyeti diğerlerini dışlayarak hepsini ben kazanacağım, sizden kazanacağım kültürü hakim olmaya başlamıştır. Bu kaotik kültür hız, borçlanmak ve tüketim üzerinde olumsuz etkiler bırakarak insanı tekrar sürekli alıcı konum kültürüne itmektedir. Her nesil miras aldığı kültüre ya olumlu katkı sağlayarak gelecek nesillere devreder, ya da miras aldığı kültüre sahip çıkmazsa o kültürü başka kötü niyetli kültürler işgal eder.
Bireyler doyum sağlayarak zevk alma, eleştirme yeteneklerini öğrenme ve tecrübelerini aktarma biçimine o kişinin kültürü denir.
                Kurumlarda yaşam süreleri boyunca ömürlerini uzun tutmak adına kültürler geliştirmek zorunda kalırlar. Günümüzde çoğu kurum bunu sürdürülebilir büyüme gibi daha fazla kar elde etmek adına çok cılız ve çabuk kurumu yıpratabilecek bir kültürle geleceğe gitme yanlışı içine düşerler.
                Kurumlar da kültürünü insanlarla geliştirirler. Kurumların kültürlerini sürdürülebilir hale getirebilmeleri insanı değiştirmekle değil, kültürü değişime uğratarak gerçekleştirmeleri gerekir. Bunun aksi her tutum mevcut kültürü bitirmekle kalmaz, kurumun geleceğini de tehlikeye atar.
                Günümüzde bazı kurumlar kendi kültürünü değiştirmeyi başka kültürlerle yetişmiş insanları kuruma taşıyarak insanı değiştireyim kültürümde değişsin zihniyetiyle hareket etmektedirler. Bu kuruma ileride çok büyük faturalar çıkaracak bir yöntemdir. Çünkü yeni gelenler eğer kurumda karar alıcı ve yöneten durumda bir yetkiyle gelmişlerse; kurumda ilk çıkan arıza eski çalışan/yeni çalışan kavgasını başlatmaktır. Burada kurumun vicdanı eğer o kurumda varsa liderdir. Yoksa karmaşa kültürünün kullandığı bir oyuncaktır. Bu karmaşanın iki kaybedeni vardır; birincisi sağlam kültüre sahip eski çalışanlardır, ikincisi kurumun kendisidir.
                Gelecekte lastikleri patlak bir arabaya dönüşen kurumun başındakiler o kurumu yönetse ne olur? Arabayı direksiyona geçtikten sonra lastikleri patlak ve ne yöne gittiği belli olmayan bir kuruma dönüştürmüş olmakla kötü bir kültür oluşturmuş ve kurumu ölüme sürüklemiş olurlar.
                Tarihin çöplüğü bu anlamla bu tür kurum ve karmaşa kültürü üreten zavallılarla doludur.
                Kurumlarda karmaşa kültürü oluşması için zemin hazırlamak kadar büyük bir talihsizlik ve kültürsüzlük yoktur. Şahsi egolarını kurum üstünde gören, söylemlerinde bu kurum çok iyi bir kurum olduğu için tercih ettim diye de kendine paye ayıranlardır bu kültürsüzlüğü üretenler. Bu tür egolar bir kurumun başına ancak felaket getirebilirler.
                Kültür aslında en son kalandır. Kısaca kültür çıktı ya da bakiyedir.
                Temeli sağlam kültürle kurulan her kurum, her devlet eğer o sağlam kültüre iyi sahip çıkmazsa o kültürü hedef alan tehditlerin etkisinden kurtulamaz ve yok olur.
                Kültürün milli olması ve milli kalması hem toplum, hem birey, hem de kurumlar için çok elzemdir. Değişirken bile korunması gereken en önemli değerimiz kültür olmalıdır. Kültürü olmayan veya kültürünü kaybedenler eninde sonunda kült olurlar… Kült olan bir kurum ne karşısına çıkarsa ona tapınır. Tutunduğu dalın ne kadar sağlam olduğu veya ne kadar yük kaldıracağı, ne kadar taşıyacağı belli değildir. Bu ritüel kayıpları genellikle gayri milli kültürlere sığınmakla kendi kendini yok etme yoluna girer.

Önder KARAÇAY